O nasıl bir lezzettir Allahım. Hiç bıkmadan yiyebilirim o derece hee J Bal kaymakla tanışmam dün oldu benim. Saat 18.00 sularında yarın ki sabah kahvaltısı için bal kaymak getirdi eğitmen abimiz Sedat.Dedim bir tadına bakayım bakmamak olmaz şimdi aklımda kalacağına midemde kalsın J Neyse ki tadına bakmama izin de çıktı. Ekmek aldım biraz tadımlıktı yaa hani doğrusunu söylemek gerekirse zor aldılar elimden J çok beğendim yahu. Kaymak ve bal karışımı özünde ama belli bir süre beklediği için midir bilemedim ama iyi bir karışımdı. Benim zamanımda sanki yoktu da yeni çıkmış bir çikolota tadındaydı. Bu arada sadece ben mi iş arkadaşlarım da çok beğendi. Ertesi gün kahvaltıya kalamayacağım yaa içimde rahat nasılsa Sedat abiyle de karşılaşmayacağız daha çok yedim hıh J Halit abide beğendi bende yarın erken çıkarım dedi beni gaza getirdi anlayacağınız tüm suç onda yoksa ben bu kadar yemeyecektim balkaymaktan. Ama sabaha da bıraktım hepsini bitirmedik bunu da buradan söylemek istiyorum J İzmir Bergama dan geldi balkaymağımız yoğurtçu eşref amcadan reklamını da yapmak istedim haketti çünkü. Daha önce ben bu lezzeti neden keşfetmedim, kızdım kendime. Abartmış olduğumu düşünebilirsiniz ama yeseniz öyle demesiniz inanın bana. Eve giderken annemlere de alacağım. Bizimkilerin de bu lezzetle tanışmaları gerek bugüne kadar neden kahvaltımda yoktu diye bir bağıracağım onlara J
22 Ocak 2012 Pazar
20 Ocak 2012 Cuma
Değişik
Evet diye söze başlamasını seviyorum. Nedeni ise nasılsa başladım söze artık bir yolunu bulur bir yerlerden toparlarım gelişme bölümünü, daha sonra sonuç bölümü zaten her türlü yazılır diye. Umarım bu evetle başlama alışkanlığımı yakında bırakırım J fotoğrafı gördüğünüz gibi konuyu az çok anladınız zaten. Yaa hemen söze başlamak istiyorum Türkiye de var mı böyle evler? Tamam alışık olmadığımız bir tablo ama değişik yani. Oturmak ister miyim dış görünüşüne pek vurulmadım açıkçası içini görmem gerek derim. Ama oturduğumu varsayarak ele alıyorum konuyu. Bu ev Türkiye de ise tarif etmesi kolay olur diye düşündüm birden. Mimarisi depremde yıkılmışa benziyor arkadaşım mahallede kime sorsan söyler zaten J dış görünüşü zenginimsi hava veriyor içini döşemek sorun bu evde arkadaş. Ama onu da düşünmüşler merak etmeyin. Okey tasarımlı bir ev hoş olacağı söyleniyor. Onun da resmini koydum. Ne kadar değişik değil mi ?Aklıma gelmezdi benim açıkçası. Ama ben eski düzenden memnunum. Yenilikleri severim ama bu kadar yenilik beni bozar J
17 Ocak 2012 Salı
Kaos
Uzun zamandır blog yazamadım ama üyelerimin yazılarını merakla takip ediyorum bu konuda şüpheniz olmasın sevgili 21 üyem J bu arada finallerimi bitirdim ve artık okul tatile girdi. Şuan boştayım zannetmeyin benim bir işim var çünküüü. İşimle uğraşıyorum arada kitap ve blog okuyorum, ehliyet sınavına hazırlanıyorum ufaktan. İki gündür de arkadaşlarım ev değiştirdi onlara yardım ediyorum, orada takılıyorum. Çanakkale de okuduğum için İzmir de ev tutma gereksiniminde bulunmadım. Hem fazla para hem de meşakatli iş arkadaş. Kira ödeyeceksin, su faturası, elektirik faturası, telefon derken internet dedim ki gülfer boşver sen çanakaleden gel git yap, okulunu bırakma arada arkadaşlarında takılırsın falan dedim ve dediğimi yaptım, okul bitene kadar da bu düzensiz yaşamıma devam edeceğim. Daha okulun başlamasına yirmi yedi gün var. Ve ben bu süre zarfında nöbetlerim varken istasyonda nöbetlerim olmadığında da arkadaşlarda takılacağım.Hani yük olmuyorum diyorlar sağ olsun hepsi çok iyi kızlar da işte de yinede arada insan kendini kötü hissediyor . Yazdan kalma eşyalarım var ( üç aylık yaz süresinde eve çıkmıştım da ) arkadaşımda geçen evi taşırken fark ettim. Birkaç koli ama olsun. Şuan arkadaşımda kalıyorum ben ve kolilerim. Çanakkale de yurtta kalıyorum ve kendime ait bir odam var ama tam olarak bütün eşyalarımda orada değil. Sadece üniversitede giyebileceğimi düşündüğüm kıyafetler işte. Baba ocağın da eşyalarım ve kendime ait bir odam var da işte bölük bölük. Orada burada eşya dolu. Diyeceğim şu ki bir yere ait olmamak kötü arkadaş.Sırf bazen DÜZEN İSTİYORUM DÜZEN deyip EVLENESİM gelio :)
11 Ocak 2012 Çarşamba
Gergedan
Evet konunun başlığı ilginç. Ama bunu sorduğum üç kişiden ikisi gergedanın ne olduğunu bilmediğini fark ettim. Hatta gergedan için zıplayan bir hayvan dendiğini bile duydum J tamam başta bende bilmiyordum ama öğrendim tamam mıııı J uçan bir hayvan demedim en azından soranlara J işte fotoğrafını yukarı koydum çok sevdiğim on iki üyemden bilmeyen varsa öğretmek amaçlı. Hee bloggeri olmadığı halde blogumu okuyacak 2 arkadaşımın da ( Fatma nur ve Melike) öğrenmesi amaçıyla J ağır, kilolu, hantal, otçul memeli türün adıdır gergedan. Gündüzleri dinlenerek, geceleri gezerek yaşamlarını sürdürürler. Filden sonra en iri ve cesur hayvandır. Saatte 50 km hızla koşabilirler. Kırmızı rengini pek değil hiç sevmezler, kırmızı renk kıyafet giyerseniz size saldırabilir haberiniz olsun. Bugünkü gergedanların üçü Asya da, ikisi Afrika da yaşamaktadır tür olarak. Türlerini ayıran ise burunlarının üzerindeki boynuzlarıdır. Günümüzdeki en ağır gergedan beş tonmuş. Ayakları üçer parmaklıdır. Kafaları ağır, iri, kulakları geniş ve kuyrukları kısadır. Ayrıca gergedanların boynuzu diğer hayvanlardan farklı olarak kemikten değil de saç kılın da bulunan proteinden oluşmuştur. Bazı Asya ülkelerinde bu boynuzların doğaüstü güçler taşıdığı düşünülürmüş. Yüzyıllardan beri gergedanın boynuzu Çin'li hekimlerce ilaç olarak kullanılmışlar. Çin'li hekimler, toz haline getirdikleri gergedan boynuzunu ateş düşürmek için ya da gribi iyileştirmek için kullanmışlar. Çamur birikintisini çok severler. Geceleri çamur birikintisine girip serinlerler böylece sivrisineklerden de kurtulurlarmış. Aslında özellikleri bakımından duyduğumuz özelliklere sahip bir hayvan. Ama dış görünüşü olarak bilmediğimiz bir konu lütfen kabul edin J
7 Ocak 2012 Cumartesi
HEEY SANA
Kendimi bildim bileli hayatım da olan sayın erkek arkadaşıma…
Neden bu kadar kalın kafalısın neden her şey mükemmel gitsin istiyorsun ki mükemmel olmadım ben hiçbir zaman bunu bilmiyor muşsun gibi davranma bana… Herkes senin gibi mükemmel değil unutma hele ben hiç değilim…
Küçücük şeylerle mutlu olabiliyorsun tıpkı küçük şeylere kızabildiğin gibi…
Sevdin mi tam seviyorsun. Ama kızdın mı da her şeyi dağıtıyorsun hayatımda ki…
Yanımda olunca güldürebiliyorsun beni, senleyken çok eğleniyorum ama sen yokken neden ağlatıyorsun ve üzüyorsun beni?
Sevgin bitti gibi gösterebiliyorsun kendini bazen bana( öyle olmadığını biliyorum) kendini ama saygın bitmemeli bana hiçbir zaman…
Yemek yapabiliyorsun diye büyüdün zannetme…
Blogumla ilgili yaptığın eleştiriler beni daha çok yazmaya teşvik ediyor bunu da söylemeden geçemeyeceğim…
Babamın penguenleri filmi güzel kötü değil. Ama daha romantik bir film izleyebilirdik, öyle bir film de bulabilirsin o potansiyel var sende…
Bu arada pc de oyun oynamayı bıraktım…
Ben hastayken lütfen dikkat et de beni iyice hasta etme( griptim en son hatta başım da ağrıyordu ama ne yaptın ettin bozdun sinirimi başım daha çok başladı ağrımaya )…
5 Ocak 2012 Perşembe
Bazıları Sosyal Sever
Sevgili oda arkadaşlarım 3 ay öncesinde hocam.com’a başvuru yaptılar. Ve üç ay sonunda kabul edildiler. Sevindiler çünkü uzun zamandır beklemekteydiler kabul edilecekleri günü. Eh hayırlı olsun dedim mülakattan geçtiniz diye takıldım hatta onlara J aktif olarak kullanmaya başladılar. Bir kaç gün sonra bağımlısı hatta abartmıyorum müptelası oldular. Bilmeyenler için anlatayım hocam.com üniversite öğrencilerinin takıldığı, birine baktığında baktı diye bildirim giden, bir kızın bir sürü erkekle veya bir erkeğin bir sürü kızla yazıştığı, bakıştığı bir sanal ortam. Yani benim anladığım kadarıyla öyle J erkek başlar bakmaya daha sonra kız bakar sonra erkek sonra kız böyle bir müddet devam ettikten sonra erkek mesaj atar ve o gece biraz mesajlaşılır. Bu böyle sürüp gider. Hee bu arada sadece bir kişi ile değil birkaç kişi ile konuşulur. Mesajlaşılırken de başka birileri ile bakışılır. Arkadaşlarım hocam’a üye olalı 4 gün oldu ve bu sürede bin kişi ile bakışmışlar( abartmıyorum ciddiyim ). Ne diim arkadaşlarım siz memnunsanız benim için sorun yok abazalık da sınır yok biliyosunuz :D
3 Ocak 2012 Salı
Aşkbulans
Ambulans kolik. Evet yıllık da beni tarif eden cümle buydu. Tam bir ambulans hastasıydım. ( hastasıydım dediğim için şuan sevmiyorum anlamı çıkmasın lütfen hala seviyorum mesleğimi ). Benim için bir markaydı. Severdim işte gitmeyi kimse gitmesin hep ben hep ben gideyim isterdim sevklere. Bıkmazdım, sıkılmazdım, yorulmazdım, usanmazdım. Beni bu meslek için doğurmuş annem zannederdim. ( hala öyle zannediyorum J ) Sevk olacak hasta varsa pansuman odasında takılmam, sevk olacak hastanın peşinde koşar ne yapar eder giderdim işte. Hep koşar koşuşturur hastalarla ilgilenirdim ( tamaaam biraz abartmış olabilirim arada arkadaşlara uyup stajdan kaçtığımız zamanlar da olmuyor değildi yalan yok bende J ) .Sadece sevklere gitmeyi değil vakalara çıkmayı da severdim. Ama staj yaptığım yer küçük bir yer olduğu için çok vaka çıkmazdı. İlk vakaya da büyük sınıflar götürmeyecekti beni ‘daha sonra çıkarsın, daha yeni başladın sen staja’ falan dediler hem aramı büyük sınıflarla bozmak istemiyordum hem de gitmek istiyordum işte vakaya. Merak ediyordum işte orada bulunan atmosferi heyecanı sonuçta benim için ilk olacaktı. Bende geleyim dedim lütfen merak ediyorum dedim kıramadılar sanırım benim gibi tatlı bir kızı tamam gel dediler. Hehe bende gittim işte vakadaydım. ( vakayı anlatıp canınızı sıkmak istemem şimdi ). Oradayım o atmosferin içindeyim. Allahımm seviyorum mesleğimi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







